0

Bankaların aldıkları faizlerin iadesi artık mümkün…

kredi-1

Değerli okurlarım,

Bankalar tarafından yapılan dosya masraflarının iadesi işlemleri mümkünken, artık bankalar tarafından alınan fazla faizlerin de iade edilmesinin yolu açılmıştır.

Rekabet Kurulu, 12 bankanın 21 Ağustos 2007 ve 22 Eylül 2011 arasında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunu’nun 4’ncü maddesini ihlal etmiş olduğunu tespit etmiş, idari para cezası kesilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Bankalar krediler ve kredi kartlarına olağandan yüksek faiz, mevduatlara ise olağandan düşük faiz uygulamıştır. Suni şekilde oluşturulan kartel faizi oranında zarar doğmuştur.

Bu nedenle mağdurların, 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 57 ve 58’nci maddeleri gereğince banka kayıtları üzerinde yapılacak inceleme ile tespit edilecek olan uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminat talep etmesi imkanı doğmuştur.

Bu 12 bankanın hangileri olduğu aşağıda sunulmuştur.

1.Akbank T.A.Ş. (AKBANK),
2. Denizbank A.Ş. (DENİZBANK),
3. Finans Bank A.Ş. (FİNANSBANK),
4. HSBC Bank A.Ş. (HSBC),
5. ING Bank A.Ş.(ING),
6. Türk Ekonomi Bankası A.Ş. (TEB),
7. Türkiye Garanti Bankası A.Ş. (GARANTİ), (Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş.(GÖSAŞ) ve Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş. (GKFD) )
8. Türkiye Halk Bankası A.Ş. (HALKBANK),
9. Türkiye İş Bankası A.Ş. (İŞ BANKASI),
10. Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. (VAKIFBANK),
11. Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. (YKB)
12. T.C. Ziraat Bankası A.Ş.(ZİRAAT)

Değerli okurlarım, bu bankalar tarafından haksız kesilmiş olan faizlerin üç katı oranında tazminat alabilmek için dava açmanız gerekmektedir. Mahkeme tarafından belirlenecek bilirkişi,  banka kayıtları üzerinde inceleme yaparak bu haksız alınan faizleri tespit edecektir.

 

Önemle hatırlamak gerekir ki, bu tazminatı kesintilerin yapıldığı tarihten itibaren başlayacak olan 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde talep edebilirsiniz.

 

Bu nedenle hak kaybına sebebiyet vermemek adına bir an önce bu yasal işlemleri başlatmanız  ve bu yasal işlemleri bu konularda uzman bir avukat aracılığıyla yürütmeniz lehinize olacaktır.

 

Sağlıklı günler dilerim…10.11.2016

 

Av. Serdar AKDAĞ

 

av.serdar@hotmail.com

05428031621

 

 

 

0

İLAMIN İKİ KERE İCRAYA KONULUP VEKALET ÜCRETİ ALINMASI

makale
YARGITAY 8. Hukuk Dairesi
ESAS: 2014/5221
KARAR: 2015/5534Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire’ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu vekili, müvekkili aleyhine ilama dayalı olarak başlatılan takibe karşı İcra Mahkemesi’ne yaptığı başvurusunda; alacaklı vekili tarafından aynı ilama dayanılarak lehe hükmedilen asıl alacak ve vekalet ücretinin ayrı ayrı takiplere konu edildiğini, bunun hakkın kötüye kullanılması anlamına geldiğini ileri sürerek icra emrinin iptalini istemiştir.

Mahkemece, aynı ilamda hüküm altına alınan alacak kalemleri için tek ve aynı dosya ile ilamlı icra takibinde bulunulmasını zorunlu kılan türden yasal düzenlemenin mevcut olmadığı, borçlunun yalnızca takip dosyalarının birleştirilmesini talep edebileceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 sayılı HMK’nun Hükmün Kapsamı başlıklı 297. maddesinde; hükmün sonuç kısmında yargılama giderleri konusunda, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargılama Giderlerinin Kapsamı başlıklı 323. maddesinin (ğ) bendinde vekille takip edilen davalarda vekalet ücretini yargılama giderleri içinde saymıştır. Yargılama Giderlerinden Sorumluluk başlıklı 326. maddesinin 1. fıkrasında yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği belirtilmiştir. Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde ilam taraflara yüklenen borçlar, tanınan haklar, yargılama giderleri olmak üzere bir bütündür. Vekille temsil edilen davalarda hüküm altına alınan avukatlık ücreti de yargılama giderleri kapsamındadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu’nun Dürüst Davranma ve Doğru Söyleme Yükümlülüğü başlıklı 29. maddesinde “Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler.” Dürüstlük Kuralına Aykırılık Sebebiyle Yargılama Giderlerinden Sorumluluk başlıklı 327. maddesinin 1. fıkrasında “Gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebilir.” denilmiştir.

4721 sayılı TMK’nun Hukukun Uygulanması ve Kaynakları başlıklı 1. maddesinde “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.” Dürüst Davranma başlıklı 2. maddesinde “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Hakimin Takdir Yetkisi Başlıklı 4. maddesinde “Kanun’un takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri gözönünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.” Hukukun Uygulanması başlıklı 33. maddesinde ise; “Hakim, Türk hukukunu resen uygular.” denilmiştir.

2709 sayılı 1982 Anayasası’nın Hak Arama Hürriyeti başlıklı 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 61. maddesini sadeleştiren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri başlıklı 77. maddesinde “ Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.” denilmiştir.

Somut olayda, alacaklı vekili tarafından borçlu hakkında …3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/1245 Esas ve 2013/77 Karar sayılı ilamına dayanılarak asıl alacak ve işlemiş faiz açısından …3. İcra Müdürlüğü’ nün 2013/3366 sayılı dosyası ile; vekalet ücreti ve yargılama gideri açısından …3. İcra Müdürlüğü’nün 2013/3362 sayılı dosyası ile iki ayrı takip başlatıldığı ve her takip dosyasında takip vekalet ücreti talep edilmiş olduğu görülmüştür.

Mahkemece, aynı ilamda hüküm altına alınan alacak kalemleri için tek ve aynı dosya ile ilamlı icra takibinde bulunulmasını zorunlu kılan türden yasal düzenlemenin mevcut olmadığı gerekçesine dayanılmıştır. Ancak, yasalarda bir ilamla hüküm altına alınan haklarla ilgili olarak ayrı ayrı takip yapılabileceğine ilişkin hiçbir düzenleme de mevcut değildir. Bu durumda TMK’nun 1, 2, 4. ve 33. maddelerinin, Anayasa’nın 36. maddesinin, Borçlar Kanunu’nun 61 ve Yeni Türk Borçlar Kanunu’nun 77. maddesinin, HMK’nun 29. maddesinin gözönüne alınarak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir.

Genel olarak icra hukukuna ilişkin itiraz ve şikayetlerde TMK’nun 2. maddesinin uygulanma kabiliyeti yoktur. Ancak, yukarıda belirtilen diğer yasa maddeleri gözönüne alındığında bu tip olaylarla sınırlı kalmak üzere objektif iyi niyet kurallarının gözardı edilmemesi gerekir.
Hakkın kötüye kullanılmasını; hukuken var olan bir hakkın sınırlarını aşarak ya da o hakkı gerekçe göstererek hukuka aykırı eylemler yapma durumu olarak veya bir hakkın yasaların tanıdığı yetkilerin sınırları içinde olmakla birlikte, amacından saptırarak kullanılması olarak da açıklayabiliriz. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Yani bir hak sahibi hakkını kullanırken ve borçlu borcunu öderken objektif iyi niyet kurallarına uymak, hak sahibi başkasına zarar vermek amacını taşımasa bile hareketi açıkça iyi niyet kurallarına aykırı ise ve başkasını zarara uğratıyorsa veya hak sahibine sağladığı yarar ile başkasına verdiği zarar arasında aşırı dengesizlik varsa bu durumu hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirebiliriz. Anayasa başta olmak üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hak sahibinin hakkını kullanırken objektif iyi niyet kuralları içinde hareket etmesini emretmiş aksi davranışın hukuk düzeni tarafından korunamayacağını belirtmiştir.

Kötü niyetli olmasa da alacaklı tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak bir ilamdaki haklar için ayrı ayrı takip başlatılarak sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan avukatlık ücreti talep edilmesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Bu durum hukuk düzeni tarafından korunamaz. Hakim yukarıda belirtilen yasa maddeleri gereğince yasadaki boşluğu objektif iyi niyet kuralları içinde doldurmak zorundadır. İlam bir bütün olmasına rağmen yasal ve geçerli bir neden olmaksızın alacaklının 2 ayrı takip başlatmak suretiyle yasalarda belirtilen dürüstlük kuralına uymadığı, borçlunun zarara uğramasına neden olduğu anlaşılmıştır.Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında alacaklının bu davranışı hukuk düzeni tarafından korunamayacağı için mahkeme tarafından borçlunun bu yöndeki şikayetinin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetli olmamıştır.

SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 09.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

0
View Post
İnternet Ortamında İşlenen Suçlar

İnternet Ortamında İşlenen Suçlar

Değerli okurlarım, Bu yazımda sizleri, bilişim alanının aktörleri ve bu aktörlerin yükümlülük ve sorumlulukları, internet ortamında yapılan yayınlar ile internet ortamında işlenen belirli suçlar hakkında sizleri bilgilendireceğim.

Bilişim alanının aktörleri arasında yer alan içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcılarının sorumlulukları ve yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu aktörlerin sorumluluk ve yükümlülüklerini incelemeden önce bu kavramları açıklamakta fayda var. Haberleşme ile kişisel veya kurumsal bilgisayar sistemleri dışında kalan ve kamuya açık olan internet üzerinde oluşturulan ortama internet ortamı, bir internet ortamına bağlanarak kullanım olanağı kazanılmasına erişim, kullanıcılarına internet ortamına erişim olanağı sağlayan her türlü gerçek veya tüzel kişilere erişim sağlayıcı, internet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişilere içerik sağlayıcı, kişilere belli bir yerde ve belli bir süre internet ortamı kullanım olanağı sağlayana toplu kullanım sağlayıcı, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek veya tüzel kişilerine de yer sağlayıcı denir. Continue Reading →

0
View Post
İştirak Nafakası

İştirak Nafakası

Sayın okurlarım,
Size bu yazımda kısaca iştirak nafakasından bahsetmek istiyorum.
İştirak nafakası, mahkeme tarafından velayet kendisine verilmeyen eşin, çocuğun eğitim ve bakım giderlerini  katılma gücü oranında karşılamasına hükmedilen nafaka türlerinden biridir. Mahkeme iştirak nafakası hakkında karar verirken çocuğun, gıda, giyecek, barınma, sağlık, eğitim,  harçlık, ulaşım giderlerini vb. ihtiyaçları dikkate alır.

Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.  Ana ve baba, yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar yapılmasını gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin varlığı hâlinde, hâkimin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir miktar sarf edebilirler. Continue Reading →

0
View Post
İşe İade Davaları

İşe İade Davaları

Değerli okurlarım,

Çalışma hayatında işçi açısından, en büyük risklerden biri de iş kazası ve meslek hastalığından sonra, işini kaybetmesidir. İş ilişkisinin sona ermesi halinde, ücret gelirinden mahrum kalacak olan işçinin feshe karşı korunmaya ihtiyacı vardır. Günümüz İş Hukuku’nda, iş ilişkisindeki sürekliliğin sağlanması ve işçinin herhangi bir neden olmadan işten çıkartılmasına karşı en önemli önlem, feshe karşı koruma kapsamında iş güvencesi sistemidir.

İş ilişkisinin sürekliliğini sağlamaktan kasıt, işçinin ne suretle olursa olsun işten çıkarılamaması anlamına gelmemelidir. İşçi yasadaki iş güvencesi hükümleri kapsamındaki belirli nedenlerin varlığında işten çıkarılabilecektir. Yani kanun tarafından işçi, iş güvencesi sistemi ile yasada sayılı nedenlerin mevcut olmadığı durumlarda işveren tarafından herhangi bir neden olmadan işten çıkartılmasına karşı korunmaya çalışılmıştır. Continue Reading →

0
View Post
Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Usulü

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Usulü

Değerli okurlarım,

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla kabul edilmesiyle hukuk sistemimize girmiş ve 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren uygulanmakta olan, temel hak ve özgürlükleri kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edilen bireylerin diğer başvuru yollarını tükettikten sonra başvurdukları istisnai ve ikincil nitelikteyeni bir yoldur.

Bireysel başvurunun varlık nedeni, Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesini önlemek; ihlal gerçekleşmişse ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmaktır. Sadece Anayasal ilke ve kuralların gelişmesi objektif kriteri ön planda tutulmuştur. Bireysel başvuru yolunu yaklaşık altmış senedir uygulamakta olan Almanya’da ise Anayasal ilke ve kurallarının gelişmesi objektif kriteri ve ciddi bir zarar doğması sübjektif kriteri bireysel başvurunun varlık nedeni ve başvuru şartı olarak kabul edilmiştir. Continue Reading →

0
View Post
Cinsiyet Değiştirmenin Hukuki Boyutu

Cinsiyet Değiştirmenin Hukuki Boyutu

Değerli Okurlarım,

Son zamanlarda Nil ERKOÇLAR isimli oyuncunun cinsiyet değişikliği yaptığı yönünde sosyal medyada haberler çıkmasından ve devamında birçok televizyon kanalı ve gazete tarafından konunun işlenmesinden dolayı, müvekkillerimin ve okurlarımın yoğun talebi üzerine bu yazımda cinsiyet değiştirme konusunda bilgi vermeye çalışacağım.

Cinsiyet, biyolojik, fizyolojik, hormonal yönlerinin yanında, psikolojik ve sosyal yönleri de olan içgüdüdür. Cinsiyeti belirleyen sadece fiziki yapı değil, aynı zamanda ruhî yapıdır.Cinsiyet değişikliği operasyonları, kişilik haklarına müdahale niteliği taşıyan bir tür plastik cerrahi operasyonu olup, ahlâk ve adaba aykırı bulunmayan, müdahaleye maruz kalacak olanın rızasıyla gerçekleştirilen ve kişinin sağlığını kazanması, hastalığının veya sakatlığının giderilmesi amacı taşıyan tıbbî operasyonlardır. Continue Reading →

happy wheel